YAHUDİLERİN İLK HIYANETİ VE BEN-İ KAYNUKA GAZVESİ

    Müşriklerin Bedir’de hezimete uğramaları, sadece Kureyşlile­re ağır gelmedi. Yahudiler de kıskandılar; çekememezliklerini çok açık olarak ortaya koydular. Bedir zaferiyle anlaşıldı ki; Müslü­manlar, kolay yutulacak bir lokma değildir artık. Medinelilerin gönlünde taht kuran Allah Resulü, adım adım ilerleyişini zaferle perçinlemiş, ikbal ve istikbal endişesi taşıyan Yahudilerin daha çok dikkatlerini çekmişti.

YAHUDİLERİN İLK HIYANETİ VE BEN-İ KAYNUKA GAZVESİ
PROF.DR. HAYDAR BAŞ

YAHUDİLERİN İLK HIYANETİ VE BEN-İ KAYNUKA GAZVESİ

Yüzlerindeki maskeyi aralamaya başlayan Yahudiler, mü’minlere karşı serkeşçe tavırlara yöneldiler. Hicret’in ardından yapılan ant­laşmayı bozma yoluna girdiler. Kin ve nefretleri, içlerine sığmaz oldu. Zaten hıyanet ve döneklik onların tipik özelliklerindendi.

Hz. Peygamber, Kureyş’in başına gelenlere dikkat çektikten sonra Yahudileri de İslam’a davet etti. Bu daveti kendilerine yedi­remediler. “Ya Muhammed; savaşmayı bilmeyen dağınık, çapulcu bir kavmi hezimete uğratman Seni aldatmasın!” dediler. “Bizimle bir hesabın varsa; nasıl adamlar olduğumuzu gösteririz” dercesine Hz. Peygambere başkaldırma yolunu tercih ettiler.

   Bu arada, birtakım ferdî vakıalarla da Müslümanların sabrını taşırmak için özen gösteriyorlardı. Nitekim, Müslüman bir kadın Ben-i Kaynukalıların çarşısına uğramıştı. Alış-veriş için bir ku­yumcunun dükkânında oturuyordu. Yahudilerden biri, kadının arka eteğini sırtına iliştirdi. Kadıncağızın haberi yoktu. Ayağa kalkınca avret yerleri göründü. Yahudiler gülüşmeye başladı. Olaya şahit olan bir Müslüman, gidip bu Yahudiyi öldürdü.

   Zira, bir Müslümana yapılan hakaret, bütün Müslümanlaradır. Müslüman kadının konumu ise çok daha naziktir. İslam’a göre ka­dın; peygamberler, veliler, fatihler doğuran değerler membaıdır. Kutlu bir medeniyet, Müslüman kadının beşiğinde büyür ve gelişir. Bu bakımdan Müslüman erkek, Müslüman kadının koruyucusu ve de yardımcısıdır. Müslüman kadın ise, kendi erkeğinde fenâ bul­makla mutluluğun doruğuna erişir, yüce bir değer olarak korunma­ya layık olur. İşte Ben-i Kaynuka Yahudileri, İslam’ın bu noktadaki hassasiyetini dikkate almamakla yalçın bir kayaya çarpmış oldular. Böylece, antlaşmayı bozduklarını Allah Resulü’ne bildirerek, kale­lerine sığındılar.

 

      Üzerlerine yürüdü Kutlu Nebi. İki haftaya yakın bir zaman mu­hasara altında tuttu onları. Neticede, Allah Resulü’nün vereceği hükmü kabul ederek kalelerinden indiler. Elleri arkalarına bağlı… Resulûllah (s.a.v.), hepsini öldürmek istiyordu. İbn Selül araya gir­di. Resulûllah’la konuştu. Teklifini kabul etmedi Hz. Peygamber. Teklifini İbn Selül daha da üsteledi. Allah Resulü, İbn Selül’ü çok iyi tanıyor, münafıkların başı olduğunu yakînen biliyordu. Zaten, bu tip insanlara karşı hassas bir tavır takınır, onlarla fazlaca uğraş­maz, en az zararla Müslümanların başından defetmeye çalışırdı.

Neticede İbn Selül’e; “Onları sana bağışladım. Ancak Medine’den çıkmalarını ve civarda dahi mesken edinmemelerini söyle” buyurarak, antlaşmayı bozan bu Yahudi grubunu Medine dışına gönderdi. Münafıklarla dirsek teması hâlinde olan Yahudile­rin, Medineli Müslümanlara karşı bu ilk ihanetleri, ferdî ve içtimaî hayatta dost edinilebilecek insanların tespiti bakımından da dikkate şayan bir örnektir.

                 HİKMETLER

   Burada, Yahudilerin tipik özelliklerini görüyoruz. Onlar, an­laşmaya, çok kısa bir müddet bağlı kalabildiler ve yapılarındaki döneklik ve hıyanetlik ortaya çıktı. Eğer ellerinden gelse ve güç ye­tirebilmiş olsalar, İslamiyet’i boğmak için bir an bile beklemezler.

   Resulûllah’ın, bu insanlara karşı izlediği yol da örnektir. On­larla fazla uğraşmadan, sadece kendisinden uzaklaştırmıştır. Bu tip insanlarla ilgiyi asgari düzeyde tutmak; hem zarar görmemek için, hem de fitneyi önlemek için en iyi yoldur.

    Müslüman bir kadına yapılan hakaret sonucu, bu olaylar vukû bulmuştu. Burada görüyoruz ki, bütün Müslüman erkekler Müslü­man bir kadının, koruyucusu ve yardımcısıdır. Bu da, kadına veri­len değerdendir. Hiçbir düzen ve fikirde kadın, bu kadar emniyette, güvenlikte ve hür değildir. Kadın, İslamiyet ile gerçek kimliğini kazanıp şeref bulur ve layık olduğu makama ulaşır. Hem dünya hayatında, hem de ahiret hayatını kazanmada kadın, erkeğin bütün­leyicisidir. Ailede söz sahipliğine ortaktır. Bu kadar değerli bir var­lık olan kadın, bir mücevher gibi örtü ile korunmaya layıktır. Ona gelebilecek herhangi bir zarar da, bütün mü’minleri ilgilendirir.

  Cenab-ı Hakk’ın, bu olaydan sonra indirdiği ayetlerden de anlaşıldığı gibi, Yahudi ve Hıristiyanların dostluğundan kaçınmak lazımdır.

 

Prof.Dr. Haydar BAŞ   Rahmeten li’l-Alemin cilt 1 Kitabı sayfa :  431 /432

Yazıyı hazırlayan: Gökhan Demir