Her şeylerini feda ederek Medine’ye hicret eden Muhacirlere yardım etme hususunda, Medineli Müslümanlar ellerinden geleni yapıyorlardı.
01-03-2026
Her şeylerini feda ederek Medine’ye hicret eden Muhacirlere yardım etme hususunda, Medineli Müslümanlar ellerinden geleni yapıyorlardı.
Fakat Medine’nin çalışma şartlarına alışkın olmayan Muhacirlerin, hem gönüllerinin telif edilmesi; hem de kendi başlarına geçinmeye alışana kadar kendilerine yardımcı olunması gereğini duyan Allah Resulü, bu amaçla Hicret’in beşinci ayında Ensar ile Muhaciri biraraya topladı. 45 Muhacirle 45 Medineli Müslümanı birbirleriyle kardeş ilan etti.
Hz. Peygamber kurduğu bu kardeşlik müessesesini iki temel üzerine bina etmişlerdi. Maddî-manevî bir dayanışma (ki, bu dayanışmanın temeli hak ve eşitlikti), birbirlerine vâris olabilme.
Bu müessese neticesinde, Medineli ailelerden herbirisi bir aileyi yanlarına alarak mallarını ve evlerini paylaşıp, beraber çalışmaya, kazanmaya başladılar.
Bununla da yetinmeyen Medineliler Allah Resulü’ne giderek, hurmalıklarını da kardeşleriyle paylaşmayı teklif etmişlerdir. Bu kardeşlik ve fedakârlığın, hayata şehvet gözlüğüyle bakan insanların idrak edemeyeceği bir boyutu daha vardı: Hanımından ayrı düşen veya müşrik olduğu için hanımı kendisiyle Medine’ye gelmeyen Muhacirler vardı. Medineli Müslümanlardan bazıları hanımlarından birisini boşayarak kardeşlerine vermekle, kardeşini kendisine tercih etme faziletinin ve fedakârlığın en yüce örneklerini bizlere hediye etmişlerdir.
Bütün bu yardımlarından dolayı Medineli Müslümanlar, ‘Ensar’ (yardımcılar) lakabını almışlardır.
Yüce Allah (c.c.), Haşr Sûresi’nin 9. ayetinde bu kardeşliği şu sûretle methetmişlerdir:
“Muhacirler’den önce Medine’yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere muhabbet beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı bir kaygı duymazlar. Kendilerinde ihtiyaç bile olsa (kardeşlerini) nefisleri üzerlerine tercih ederler. Kim de nefsinin hırsından korunursa, işte bunlar (azaptan) kurtulanlardır.”
Bu kardeşlerden biri vefat ettiğinde, diğeri malına vâris de olmaktaydı. Bedir Harbi’den sonra bu miras hükmü kaldırılmıştır. Zira, Mekkeli Muhacirler ticaret ve ziraatı öğrenerek kendi maişetlerini temin etmiş, Medine’ye ve şartlarına alışmışlardı. Bu noktada bir misal vermek gerekirse; Sa’d b. Rebi ile Abdurrahman b. Avf kardeş tayin edilmişti. Ensar’dan olan Hz. Sa’d; Medine’nin en zenginlerinden biri idi. Kardeşine malının yarısını teklif ettiğinde Abdurrahman b. Avf (r.a.), “Allah, malını hayırlı etsin. Benim onlara ihtiyacım yok. Bana yapacağın en büyük iyilik çarşınızın yolunu göstermektir” şeklinde mukabele etmişlerdi.
Ertesi gün çarşıya götürülen Hz. Abdurrahman, peynir, yağ gibi şeyler alıp satmakla işe başlamış, kısa zaman sonra da Medine’nin sayılı tüccarlarından birisi olmuştu. Öyle ki, bir kıtlık zamanında 700 deveyi yükleriyle beraber infak etmişlerdi. Kendileri şöyle derlermiş: “Taşa uzansam, altında ya altın, ya da gümüşe rastladığımı görürüm.”
Onun zengin olmasında, Allah Resulü’nün duasının makbuliyeti de en büyük âmildir. Allah Resulü malının bereketlenip artması için kendisine dua etmişlerdi. Engin bir ticarî dehaya sahip olan bu sahabi, Medine pazarına hâkim olan Yahudilere karşılık bir Müslüman pazarı kurmak ve piyasayı elinde tutmakla vazifeli idi. Bu sebeple Hz. Resulûllah kendilerine çokça dua eder; örnek bir ticarî oluşa vesile olmasına dualarıyla bereket katarlardı.
Prof.Dr. Haydar BAŞ Rahmeten li’l-Alemin cilt 1 Kitabı sayfa : 333 /395
Yazıyı hazırlayan: Gökhan Demir