Avrupa’da misyonerlerin oynadıkları rol ve faaliyetler

   Müslümanlar Tarık b. Ziyad komutasında 711 yılında İspanya'ya geldiler ve tamamına yakın kısmını fethettiler. 732 yılında Güney Fransa'nın da büyük bölümünü fethetmiş ve hatta Paris'in 100 km. yakınına kadar gelmişlerdir.

Avrupa’da misyonerlerin oynadıkları rol ve faaliyetler
PROF.DR. HAYDAR BAŞ

Avrupa’da misyonerlerin oynadıkları rol ve faaliyetler

Haçlı taassubunun en yoğun olduğu dönemi yaşayan Hıristiyan Avrupa için bu, tahammül edilmez bir durumdu. Bu sebeple Müslümanları buralardan atabilmenin her yolunu denemişlerdir. İleride de izah edeceğimiz gibi Hıristiyan din adamları İslam'ı kötüleyen eserler yazmak suretiyle Müslümanları dinlerinden soğutmak ve Hıristiyanlığa girmelerini sağlamak maksadıyla çalışmalar yapmışlardır.

Bu çalışmalar neticesi Endülüs'te oryantalizm akımının ilk temelleri atıldı. Dinlerarası diyalogun fikir babası Montgomery Watt şu itirafı yapmaktadır: "Endülüs'te Müslümanların kültürel üstünlüğü karşısında ezilen ve çoğu rahiplerden oluşan oryantalistler, kendi halklarına her şeye rağmen Hıristiyanlığın üstün olduğunu gösterebilmek için İslam imajını çarpıttılar"

Endülüslü Müslümanlar Batı dünyasının en karanlık günlerini yaşadığı bu devrede, Hıristiyan Avrupa'nın ortasında ilimde, sanatta, şehircilikte ve daha pek çok sahada eşsiz bir medeniyet vücuda getirdiler. Tarihçi Draper'in anlattığına göre, "Araplar İspanya'ya temelli olarak yerleşir yerleşmez parlak mesleklerini ortaya koydular. Kurtuba halifeleri ilmin resmî koruyucusu oldular ve Avrupa prenslerinin kabalıklarıyla tezat teşkil eden incelik ve zarafet örnekleri vermeye başladılar. İdareleri altında Kurtuba gelişmenin, servet ve semanın en yüksek derecesine ulaştı. Gün battıktan sonra yollara dizilmiş kandillerin ışığında, dümdüz yolarda on mil boyunca yürümek mümkündü. Durumun Kurtuba'da böyle olduğu zamandan yedi yüz yıl sonra Londra'da sokakların aydınlatılması henüz meçhul bir hadiseydi. Kurtuba'da yollar muntazaman taşlarla döşenmişti. Aynı tarihten dört asır sonra Paris'te ayak bileklerine kadar çamura batmadan yürümek mümkün değildi” (Draper, Avrupa'nın Fikir Hayatının Gelişmesinin Tarihi.)

Müslümanlar Endülüs'te bu derece eşsiz bir medeniyet vücuda getirmişlerken, topyekün Hıristiyan İspanya, Müslümanları Endülüs'ten atmak için seferberlik halindeydi.

12. yüzyıl başlarında Papalık ve Papalığın emrindeki İspanyol kilisesi, Endülüs'ü Haçlı seferlerinin batı cephesi olarak ilan etmişti. Papalık tarafından İspanyol krallarına gönderilen mektuplarda Endülüs'ün kafirler olarak nitelenen Müslümanlardan kurtarılması ve bu ülkede tek bir Müslüman bırakılmaması isteniyordu. Ayrıca bu mücadeleye katılan herkese cennetin kapılarını açılacağı da vaat ediliyordu.

  Endülüslü Müslümanlar Batı dünyasının en karanlık günlerini yaşadığı bu devrede, Hıristiyan Avrupa'nın ortasında ilimde, sanatta, şehircilikte ve daha pek çok sahada eşsiz bir medeniyet vücuda getirdiler. Tarihçi Draper'in anlattığına göre, "Araplar İspanya'ya temelli olarak yerleşir yerleşmez parlak mesleklerini ortaya koydular. Kurtuba halifeleri ilmin resmî koruyucusu oldular ve Avrupa prenslerinin kabalıklarıyla tezat teşkil eden incelik ve zarafet örnekleri vermeye başladılar. İdareleri altında Kurtuba gelişmenin, servet ve semanın en yüksek derecesine ulaştı.

Papa 3. Innocent Hıristiyan İspanya'yı bütünüyle Müslümanların üzerine kışkırtmaktaydı. Müslümanları İspanya'dan çıkaracak olanlara büyük servetler ve şövalyelik payeleri verileceği ilan edildi.

Fransa'nın güneyinde faaliyet gösteren Clluny rahipleri de papalığın gösterdiği hedeflerin gerçekleşmesi için, İs- panyol krallarına, kılıçla birlikte kalemin de kullanılmasını telkin ediyorlardı. Bu şekilde Müslümanlar bir taraftan kı- lıçla imha edilirken, diğer yandan da İslam'ı kötüleyici e- serler sayesinde imanlarında şüpheler uyandırılacak ve bu vesileyle Hıristiyanlığa girmeleri kolaylaşacaktı. Kilisenin bu kışkırtmaları neticesinde Aragon kralı Ferdinand harekete geçti. Uzun süren savaşlar sonunda Gırnata'yı zaptederek 700 yıllık Endülüs Devleti'ne son verdi. Bu tarihten sonra Endülüs'te eşi görülmemiş bir vahşet ve zulüm yaşandı.

Girnata işgal edilir edilmez, kilise çevreleri kral Ferdinand'ın ısrarla "Muhammed'in taifesinin kökünü kazı- ması için çalışmasını, onlardan İspanya'da kalmak isteyenleri ya Hıristiyanlığa girmeye, ya da İspanya'yı terk etmeye zorlaması"nı istediler. Bunu yapmalarının, anlaşmaları ihlal etmek anlamına gelmediğini, ülkenin selameti için bunun gerekli olduğunu söylediler. Zira onlara göre Hıristiyanlarla Müslümanların bir arada yaşamaları mümkün değildi.'' (İspanyol tarihçisi Marmol.)

 İspanyol kilisesine bağlı olan Kardinal Ximenez 1497 yılında Girnata'ya girerek mal ve para dağıtmak suretiyle Müslümanları Hıristiyanlığa çekmek istedi. Ancak Girnata Müslümanlarının bu teşebbüs karşısındaki tepkileri çok sert oldu. 1499-1500 yıllarında büyük Müslüman ayaklanmaları meydana geldi. Ne var ki Müslümanların karşısında koca bir İspanyol ordusu vardı. Nitekim 1500 senesi sonlarında bu ayaklanmalar kanlı bir biçimde bastırıldı. Teslim olmayı kabul eden Müslümanlara hayatlarının bağışlanabilmesi için tek bir tercih tanınıyordu: Hıristiyan olmak. Bu durumda Girnatalı Müslümanların büyük bir bölümü istemeye istemeye şeklen Hıristiyanlığa girdiler. Bu arada çok sayıda Müslüman kadın ve genç kız ya tecavüze uğradı, ya da esir pazarlarında satışa çıkarıldı. (A. Rıza. Batı'nın Doğu Politikasının Ahlâken iflası.)

Arapça'nın, Arap isimleri kullanmanın, İslamî kıyafetler giymenin yasaklanması kararlaştırıldı.

Bu kararlar üzerine İspanya'nın her şehrinde, her kasabasında Müslüman aileler birer birer tutuklandı. Cezayir'e gönderilmek üzere gemilere istiflendiler. Ülkenin her bir yanından toplanan Müslümanlar yaya olarak limanlara getirildiler. Çokları açlıktan, susuzluktan, bitkinlikten yolda öldü. Onları taşımak için Napoli'den Ceneviz'den ve başka limanlardan kadırgalar getirildi. Çok geçmeden askerî filo yetersiz kaldı. Bunun üzerine şahıslara ait özel gemiler kiralandı. Kaptanlar Müslümanları taşımak için kelle başı ücret aldılar. Fakat İspanyol limanlarından uzaklaşıp gözle görülmez olunca, onları denize atarak hemen dönüp yeni bir yükleme yapmayı daha kârlı buldular. (Rodrigo de Zayas, Endülüs'te Yüz binlerce Müslüman Katledildi, s.)

Bleda isimli bir köy papazı 140 bin Müslüman'ı Afri- ka'ya götürmekte olan gemide 100 bin Müslüman'ın bir seferde öldürüldüğünü yazar."  (Ahmet Rıza, age, s. 98.) Salih b. Şeref er-Rundî yazdığı mersiyede bu zulmü yaşayan Endülüs'e şöyle ağıt yakıyor: "Ah... Orada camiler kiliseye döndü 12. İçlerinde papaz takkeleri ve haçlar Cansız mihraplar bile ağlıyor orada Ahşap minberler ölüm mersiyesi okur Size Endülüslerin haberi geldi mi?

Geceleyin koşar süvariler kavmin haberi için

Bize kaç kişi ağlar, kim yardım eder.

Zavallıların kimi katledilmiş, kimisi esir

Ne dönüp bakar kimse, ne bir insan ürperir.

 

Endülüs'ün çöküşünü hazırlayan sebepler

Endülüs medeniyetinin çöküşünü iki sebebe bağlamak mümkündür:

1. Hıristiyan Batılıların sinsice sürdürdükleri faaliyetler ki bunlar Müslümanların arasındaki birlik ve beraberliği zedelemeye ve onların itikatlarını zayıflatmaya yönelik çabalardır. Güney Fransa'daki rahiplerin İslam'ı kötüleyici eserler sayesinde Müslümanları dinlerinden soğutmak ve Hıristiyan yapabilmek için çalışmalar yaptıklarını daha önce ifade etmiştik. Bütün bunlar neticesinde Endülüs'te itikadî ve fikrî sahada tam bir karışıklık ve fitne ortamı meydana gelmiştir.

2. Endülüs'ün çöküşünü hazırlayan bir diğer sebep de, Hıristiyan Batı kültürüne kompleksle yaklaşmaları olmuştur. Kurduğu medeniyetle Hıristiyan dünyasının ezilmesine sebep olan Endülüs, ne yazık ki bu halini fazla devam ettiremedi ve dış güçlerin de etkisiyle fikrî ve sosyal planda Avrupa medeniyetini taklide girişti. Bu taklitçilik hastalığı bir kurt gibi cemiyet bünyesine girdikten sonra Endülüs si- yasî olarak inişe geçmeye başlamış ve her sahada önlenemez bir çözülme kendini göstermiştir. Ve Endülüslü Müslümanlar Hıristiyan Avrupa'nın karşısında ezilir vaziyete düşmüştür.

Tarihçi İbn-i Hayyan bu konuda şunları söyler: "Allah Endülüs Müslümanlarına düşman korusu öyle musallat etti ki, bunlardan biri herhangi bir yerde bir Hıristiyan'la karşılaşsa, Allah'tan utanmadan sırtını döner ve kaçardı. Allah düşmanları Müslümanların bu davranışını çok sık gördükleri için alıştılar." (İbn-i İzari, c. 2, s. 280.-)

 

Fikrî Sahada Yaşanan Bozulma

Bu dönemde Yunan filozoflarının eserleri yoğun bir şekilde Arapça'ya çevriliyor, dinî ve fikrî hayat ciddi şekil- de yıpranıyordu. Kurtuba doğumlu İbn-i Rüşd, Endülüs'te adeta Aristo'nun varisi olmuştu.

"Aristo'yu Endülüs'ün ortasına diken İbn-i Rüşd, hakikati bulmada akıl ile vahyin ikiz kardeş olduğu inancını kökleştirdi. Ayet-i kerimede belirtildiği üzere bazıları muh- kem, bazıları müteşabih olan Kur'an ayetlerinin, müteşabih olanlarının ancak 'râsihun' tarafından anlaşılabileceği beyanında felsefecilerin kast edildiğini iddia etti. Hıristiyan dünyasının temel taşı olan Aristo'ya bu derece yakınlık İbn- i Rüşd'ün içinde bulunduğu toplum için ciddi bir tehdit oldu.'' (M. Fahri, İslam Felsefesi Tarihi.) Peki, Endülüs'ün fikrî ve itikadî hayatında büyük bir yer işgal eden felsefeye, İslam'ın ayet ve hadisler ışığında bakışı nasıldır?

Büyük İslam alimlerinden İmam-ı Gazali'nin felsefe-ciler ve onların peşinden gidenler hakkındaki görüşü şöyledir:

"Bir kısım felsefeciler ilahiyatçılardır. Bunlar yeni dö- nem felsefecilerdir. Eflatun'un hocası Sokrat, Aristo'nun hocası Eflatun ve Aristo'nun kendisi gibi gerek bu felsefe- cilerin ve gerekse onları takip edenlerin kafir olduklarını belirtmek gerekir. Felsefeciler ilahiyat alanında toplum olarak yirmi meselede yanılmışlardır. Bu yirmi meselenin üçünden dolayı onları kesin olarak kafir, geri kalan on yedisinden dolayı da bidatçi saymak gerekir. İlahiyatçıların bu yirmi mesele hak- kındaki görüşlerinin bâtıl olduğunu belirtmek üzere 'Tehafüt-ul Felasife' adlı eseri kaleme aldık". (El Munkizu Mined Dalâl.)

İbn-i Rüşd, İmam-ı Gazali'nin görüşlerine cevap nite- liği taşıyan bir eser yazmış. (Tehafut-ül Tehafüt) Ancak Gazali'nin delillerine tam bir cevap getirememiştir. Zira İmam-ı Gazali, Aristo felsefesinin İslam'ın temel itikadî esaslarıyla bağdaşmadığı- nı açıkça ortaya koymuştur.

İbn-i Rüşd, Aristo'nun eserlerine üç türlü şerh yazmış, bu şerhlere özellikle Hıristiyan ve Yahudi bilginler sahip çıkmışlardır. Yahudi asıllı İbn-i Meymun İbn-i Rüşd'ün eserlerini Arapça'ya çevirmiştir.

Sosyal Hayatta Yaşanan Bozulma

Fikrî sahada durum böyleyken, sosyal hayatta da ciddi çöküntüler yaşanmaktaydı. Hıristiyan kültürüne hayranlıkla yaklaşan Müslümanlar kızlarını bile Hıristiyanlarla evlendiriyorlardı. Benu Kasi'nin reisi Musa b. Musa kızını Navarra kralıyla evlendirdi. Kardeşinin kızını da kral Wannaca ile evlendirmişti.

Giyim zevkini bile Hıristiyanlara benzeten liderler çıkmıştı. İbn-i Merdeniş'in giydiği elbiseden atının eğerine kadar her şeyi Hıristiyan kontlara benziyordu. (İnan, Endelüssiyat, s. 86.)

Sebte valisi Ebu'l Kasım el-Azafi'yi derinden üzdüğü üzere Endülüs halkı Hıristiyanların yılbaşı kutlamalarına iştirak ediyor, toplumda içki alemleri revaç buluyordu. Hatta bazı yörelerde haşhaş kullanımına bile rastlanıyordu." (El Abbadi, el-Ayast, s. 146.)

Rabat isyanlarına; I. Hakim'in, halkın sevdiği takva ehli alimlere ilgi göstermemesi ve eğlence meclislerine ağırlık vermesi sebep olmuştur. Endülüs'teki bu ciddi tahribat dış güçlerin ektiği fitne tohumları neticesi meydana gelmişti. Bu hakikati İngiliz Sömürgeler Bakanı'nın şu sözleri ortaya koyuyor: "Biz İspanya'yı kafirlerden (Müs- lümanlardan) şarap ve fesatla geri aldık. Bu iki güçle diğer bütün toprakları da almalıyız”. (Hatırat-1 Humpher, s. 45.)

Yine Humpher'ın hatıratında Endülüs'le ilgili şu ifadeler yer almaktadır: "Müslümanların imanları ellerinden alınarak tıpkı Endülüs gibi İslam dünyası Hıristiyanlaştırı- lacaktır" (Age, s. 14.)

Netice olarak Endülüs'te Avrupa'nın sahneye koyduğu misyoner oyunları sebebiyle, fikrî, sosyal, itikadî ve ahlakî çöküntü had safhaya varmış, Hıristiyan hayranlığı cemiyeti sarmış ve nihayet 781 yıllık koskoca medeniyet yıkılıp gitmiştir.

Prof.Dr. Haydar BAŞ  / DİNİ VE MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHDİTLER : 56 /66

Yazıyı hazırlayan: Gökhan Demir