Hep gurbette ona olan vuslatımız için aylarca gün sayıp kavuşacağımız günü beklerdik. Gençliğimiz en güzel yıllarımız hep gurbette geçti. İşin garibi hala öyle devam ediyor. Gerçi bu dünya zaten sıla, gurbet değil mi? Bugün siz dostlarımıza ağlayarak yazmış olduğum şiirimle beraber bu makaleyi sunuyorum. Ben bu yazıyı kaleme alırken bu duyguları gönlümde yaşatmama sebep olan Üstadımız Haydar babamıza hitaben….
24-05-2026RUHUM SENLE MAKBERE GİRDİ
Bu gönül mabedim burası sol yanım
Bırakıp gidemem burada Haydarım
Ah o gideli mecnundur Gökhan’ım
Sabretmek ibadet günahtır isyanım
Sana ben seninleyken bile hasrettim
Yıllardır gurbette vuslatı bekledim
Senin sessizce bize vedanı sezmedim
O gün, o kara gün bil ’ki bende öldüm
Aşığa çile bu yollarda zevk-u sefadır
Haydar’ın yokluğu aşığına ağır cezadır
Bilmezler kim, kimden gitti bu faciadır
Aşıklık töresi sadakat ile bağlanmaktır
Ömrüm sensiz bu gurbetlerde geçti
Ya bugün, yarın gelip elini öpecekti
Vuslatı beklerken bak hasretle bitti Ruhum Haydar’ımla makbere girdi
Şimdi hayalimde karşımdasın baba
Pamuk ellerini uzattım dudaklarıma
Evladım hoş geldin sesin kulaklarımda
Göz yaşlarım süzülüyor yanaklarımda
Gökhan sensiz kaldı yalnız ve çaresiz Bazılarına göre hayat bu yaşar gideriz
Ölenle, ölünmezmiş ölü kimmiş densiz
Ölen fanidir Aşıklar ölmez böyle biliriz
Hep derdi benim ulu çınarım ben yalnızım diye, derdim kendi, kendime dünya babanın peşinde ama baba niye yalnızım diyor diye kendi, kendime. Onsuz geçen zalim yıllarda yaşadığımız zaman diliminde ki olaylar, hadiseler bize babanın gerçekten de yalnız ama yalnız demekle ifade edilemeyecek kadar yapayalnız olduğunu maalesef anladık.
Yanındaki anlamamış veya kendi istediği gibi anlamış, yorumlamış. Baba olmak birkaç evlada ata olmakla mıdır? Cümle insanlığa sahip çıkıp Allah’a taşımakla mıdır? Kimseyi ötekileştirmeden kucaklayan insanları yaratandan ötürü seven en günahkârından en terbiyelisine kadar ayırmadan sahiplenen baba. Haydar Baba derken gözlerim doluyor şuan.
O ki dünyanın neresinden gelirsen gel, sana asla gelme dön geri demeyen kapıdan savmadan alırdı içeri. Ne büyük gönlü vardı orda herkese yer vardı. O gönül sadece Allah düşmanlarına kapalıydı. O asla ayırmazdı insanları herkesi bilirdi ama herkes onu bilmezdi. O sır erbabıydı. O sırrımın ıslahı için dua okuyan, sırdaşıyla olan halini halvette yaşayan belli etmeyendi. Baba çok merhametli bağışlayıcı aynı zamanda da adaletli idi.
Haydar Baba Allah’ın yolundan, Resullah’ın sünnetinden, Ehl-i Beyt'ten , O asla vatanından, imanından taviz vermedi. Türk milleti onu hak etmedi. Şu an hak ettiğini yaşıyor zaten. Allah c.c. hep hak ettiğini versin. Baba seni biz asla unutamayız nasılda unutalım ki ‘evvelim sen oldun ahirim sensin’ Başka şansımız mı var. Mahşer gününü, hesabı, mizanı düşünen seni unutmaz. Birkaç dünyalık payeye seni bırakmaz.
O etraftakileri iyi tanırdı sükût etmesi görmemesinden değil Resullah’ın ettiği sukuttandı. Tabi yaptıklarını görmediğini zanneden ahmak insanlarda az değildi. ‘‘Allah c..c dünyayı Mürşid-i kamillerin gözleriyle seyreder mürşid-i kamiller dünyayı müritlerinin gözleriyle seyreder şimdi bir bak bakalım sana bakan gözler kimin gözleri.’’ Şimdi sen hala görmüyordur de dur…..
''Banane dünyadan, banane yazdan, bahardan banane borandan kardan aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor. Geçtim dünya üzerinden ömür bir nefes derinden bak feleğin çemberinden yolun sonu görünüyor.'' Yolun sonunda Baba ile olmak varsa gerisini sal gitsin. Dünya için çalışan dünya dağıldığı gibi dağılır. Ahret için çalışan ebedi olarak kalır kim gibi mi… Hz. Muahmmed s.a.a, İmam Ali k.v. , Ehl-i Beyt, gibi Haydar Baba gibi ebedi kalır. ''Haydar öldü diye sala verirler ölen fani imiş Âşıklar ölmez'' Gökhan bunları niye yazdın diye oraya, buraya çekmeyin içimden geldi lan içimden…...