Merhamet O’nda dile gelirdi.....

O'nun merhameti her şeyi kapsamıştı, fakat sınırını da aşmamıştı.

<Merhamet O’nda dile gelirdi.....

"Savaşlara katılıp idarecilik yapan kimselerin kalpleri katılaşır, gözyaşları kurur. Bilhassa bu işlere devam eden kimsenin merhametli olması çok nadirdir.
 
Allah Resulü ve O'nun yolunu izleyenler asla böyle değillerdir. Kuvvet, şecaat, celadet ve sabır gibi sıfatların tamamını onlarda bulmamız mümkündür. En önemlisi de, merhamet duygusunun sınırını asla aşmaksızın, onların Cenab-ı Hakk'ın merhametine vitrin olmalarıdır.
 
Resulullah (s.a.v.), hiçbir zaman merhamet duygusunu yitirmemiştir. Kendisine de her türlü eziyet ve baskı yapıldığı halde O, yapanlar için şöyle dua ediyordu: "Allah'ım, kavmimi bağışla, çünkü onlar bilemezler."
 
Kureyş, Resulullah'a yaptığını, yapmıştı. Bununla beraber Mekke fethedilince, onlara karşı beklenmeyen bir tavır takındı.
 
Ömer b. Hattab şöyle diyor: "Fetih günü Resulullah (s.a.v.), Safvan b. Ümeyye, Süfyan b. Harb ve Haris b. Hişam'a haber gönderdi, onlar da geldiler. Ben dedim ki: "Allah bugün fırsat verdi, yaptıklarının hesabını göreceğim."
 
Bir baktım ki; Hz. Peygamber, onlara hitaben şöyle diyor: "Benim halim ile sizin haliniz, Yusuf (a.s.) ile kardeşlerinin hali gibidir. Bugün sizi kınayacak söz yok. Allah, günahlarınızı bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir." Ömer b. Hattab; "Peygamberin bu sözlerine karşı söylediklerimden utandım ve rüsva oldum" diyor.
 
Sıradan insanlarda, intikam hissi ve zafer sarhoşluğunun etkisi altında kaybolan merhamet duygusu, peygamberlerde sabit kalarak duygunun sınırını aşmadığı gibi, başka bir duygu da onun sınırını aşmıyordu. O'nun merhameti, bütün insanları kapsamına alıyor, kuvvetlilerden önce zayıflar bunu hissediyordu.
 

 
Buhari ile Müslim şöyle rivayet etmektedirler: Peygamber buyurdu ki: "Uzatmak gayesiyle namaza geçiyorum. Fakat çocuğun ağladığını duyunca namazı aceleye getiriyorum. Çünkü çocuğun annesinin şefkatini biliyorum."
 
Peygamberin merhameti hayvanlara da şamil idi. Onlara da herkesten ziyade acırdı. Abdurrahman b. Abdullah şöyle diyor: "Bir yolculukta Peygamber ile birlikte idik. Humurra adlı bir kuş ile iki yavrusunu gördük; her iki yavruyu da aldık. Bunun üzerine Humurra üstümüzde uçmaya ve dolanmaya başladı. Hz. Peygamber yanımıza varınca, "Kim bunun yavrusunu aldı? Onu kendisine geri veriniz" dedi."
 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ok atmayı öğrenmek için hayvanlara nişan almayı yasakladığı gibi hayvanı kesmek isteyen kimseye de, bıçağını bilemesini, keserken hayvana istirahat imkânı sağlamasını ve bir hayvanın gözü önünde kesmemesini emrederdi.
 
Evet, O'nun merhameti her şeyi kapsamıştı, fakat sınırını da aşmamıştı.
 
Şair Ebu Uzze, bir defasında Müslümanlara esir düşmüştü. Serbest bırakılması için Resulullah'a yalvardı. Peygamber (s.a.v.) o günden itibaren kendisine ters düşmemek şartıyla onu serbest bıraktı.
 
Günler geçti, bir gün Ebu Uzze tekrar Hz. Peygambere karşı savaşa katıldı ve esir düştü. İkinci defa, serbest bırakılması için yalvarınca, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir mü'min iki defa bir delikten ısırılmaz." Sonra öldürülmesini emretti.
 
O'nun merhameti coşup, taşar ve bütün mahlûkatı kapsamına alırdı. Fakat sınırını aşıp diğer kemâl sıfatlarının zayıflamasına da sebep olmazdı.
 
Nitekim, derûnunda hoşnutluk bulunan sitemli ifadelerle Cenab-ı Hak, O'na sınırı hatırlatırken, bize de Habibi'nin merhametini methetmiştir.
 
O'nda merhamet öyle coşardı ki, insanların, cennet yolunu bırakıp cehenneme giden yolunu tuttuğunu görünce üzüntüden ölecek bir hale gelirdi.
 
Bu sebeple, Cenab-ı Allah, Resulü için sitemvarî bir tarzda şöyle buyurdu: "Kur'an'a iman etmezlerse belki arkalarından esef ederek kendini üzeceksin." O'nun bu hâli nübüvvetinin merhameti ve büyük bir alâmetidir." (Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmet-el lil Alemin 2. Ciltten) H: Akın Aydın