İmam Hâdi’den cebir ve tefviz ehline reddiye -2-

Daha sonra Peygamber'den gelen bu hadislerin muhtevası, sâdık İmamlardan da gelmiş ve meşhur ve güvenilir bir grup tarafından nakledilmiştir

<İmam Hâdi’den cebir ve tefviz ehline reddiye -2-

TÜRK-AZ HABER / İMAN VE İNSAN

Bundan dolayı her mü'min erkek ve kadının bu hadislere uyması gerekli ve farzdır ve inat ehlinden başka hiç kimse bunlara karşı çıkmaz.

Çünkü Ehl-i Beyt'in sözleri, Allah'ın sözlerine muttasıldır. Örneğin, Allah-u Teâlâ Kur'ân'da şöyle buyuruyor: 'Şüphesiz, Allah ve Resûlü'nü incitenlere, Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.'

Bu âyetin benzerini Peygamber'in (s.a.a.) sözlerinde de görmekteyiz; buyurmuştur ki: 'Kim Ali'yi incitirse Beni incitmiştir, kim Beni incitirse Allah'ı incitmiştir, kim de Allah'ı incitirse, kendisinden intikam alınması yakın olur.'

Diğer bir hadiste de şöyle buyurmuştur: 'Kim, Ali'yi severse, Beni sevmiştir; kim de Beni severse, Allah'ı sevmiştir.'

Benî Velîa kabilesi hakkında da şöyle buyurmuştur: 'Onlara Allah ve Resûlü'nü seven, Allah ve Resûlü'nün de kendisini sevdiği kendi nefsim gibi olan birini göndereceğim. Ya Ali, kalk ve onlara doğru hareket et.'

Hayber Savaşı sırasında da şöyle buyurmuştur: 'Yarın onlara öyle bir kişiyi göndereceğim ki, Allah'ı ve Resûlü'nü sever, Allah ve Resûlü de onu sever, Kerrar'dır, dönüp dönüp hamle eder; ferrar değildir, sırtını dönüp kaçmaz. Allah onun eliyle fethi müyesser kılmadıkça geri dönmez.'

Böylece Peygamber (s.a.a.) onu (düşmanın üzerine) göndermeden önce zafer müjdesi verdi. Bütün ashab, acaba bu fazilet kime nasip olacak diye heyecanla bekliyordu.

Ertesi gün Resûlullah(s.a.a.), Ali'yi (a.s.) çağırdı ve onu Hayber Yahudilerinin üzerine yolladı. Böylece bu fazilet için onu seçti ve onu 'Kerrar-i Gayr-i Ferrar/Dönüp dönüp hamle eden, sırtını dönüp kaçmayan' olarak adlandırdı.

Yine onu, 'Allah'ı ve Resûlü'nü seven' olarak adlandırdı ve Allah ve Resûlü'nün de onu sevdiğini bildirdi.

Biz bu açıklamayı, ispat etmek istediğimiz meseleye delil ve açıklayacağımız cebir, tefviz ve ikisinin arasındaki menzileyi teyid olarak zikrettik. Yardım ve güç Allah'tandır ve bütün işlerimizde O'na tevekkül ediyoruz."

Biz konuya İmam Sâdık'ın (a.s.) şu sözüyle başlıyoruz:

'Ne cebir doğrudur ve ne de tefviz; doğru olan, bu ikisinin arasındaki menziledir. Bu menzile şundan ibarettir: Bedenin sıhhati, yolun açık oluşu, yeterli zamanın olması ve azığınmeselâ bineğin- varlığı ve kişiyi fiili yapmaya tehyiç eden sebebin var olması.'

İşte İmam Sâdık(a.s.) bütün faziletleri bu beş şeyde toplamıştır. Eğer kulun bunların herhangi birinde noksanlığı olursa, o noksanlıktan dolayı sorumluluk ondan kalkar.

Böylece İmam Sâdık(a.s.), insanların bu konuda öğrenmeleri gereken şeyin temelini açıklamış, Kur'ân bunu doğrulamış, Allah Resûlü'ne inen muhkem âyetler buna tanıklık etmiştir.

Çünkü Peygamber (s.a.a.) ve O'nun Ehl-i Beyt'i (a.s.), asla Allah'ın sözünün dışına çıkmazlar. Onların sözleri, Kur'ân'ın sınırları içindedir. Dolayısıyla sahih hadisler ulaşıp da onların Kur'ân'dan şahitleri araştırılınca, Kur'ân'da onları destekleyen delil olduğu görülürse, onlara uymak farz olur ve mektubun evvelinde zikrettiğimiz gibi inat ehlinden başka hiç kimse onlara karşı çıkmaz.

Biz de İmam Sâdık'ın (a.s.) cebir ve tefviz arasındaki menzileyi ispat edip, cebir ve tefviz akidesini reddetmekle ilgili olan bu sözü hakkında tahkik yaptığımız zaman, Kur'ân'ın bu sözün doğruluğuna tanıklık ettiğini ve onu tasdik ettiğini görüyoruz.

İmam Ca'feres-Sâdık'tan (a.s.), onun teyidinde başka bir hadis de naklolunmuştur. İmam Sâdık'a (a.s.), 'Allah, kulları günah işle-meye mecbur mu kılmıştır?' diye sorulduğunda İmam Sâdık(a.s.), 'Allah bundan daha âdildir' cevabını verdi.

'Öyleyse işleri kullara tefviz (havale) mi etmiştir?' denildiğinde de, 'Allah, kulları üzerinde bundan daha üstün ve daha muktedirdir' buyurdu.

Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: 'İnsanlar kader hakkında üç kısımdır: Bazıları, işlerin kendilerine havale edildiğini sanırlar. Bunlar, Allah'ın kudretini zayıf sayıp helâk olanlardır.

Bazıları, Allah'ın kulları günah işlemeye mecbur ettiğini ve onları güç yetiremedikleri hâlde bir şeye mükellef kıldığını zannederler. Bunlar da, Allah'ı hükmünde zâlim bilip helâk olanlardır.

Bazıları da Allah'ın, kulları güçlerinin yettiği oranda mükellef kıldığını ve güçlerini aşan bir şeyi onlardan istemediğini söylerler ve iyilik yaptıklarında Allah'a şükrederler, kötü iş yaptıklarında da Allah'tan mağfiret dilerler. İşte bunlar, olgunlaşmış Müslümanlardır.'

Böylece İmam Sâdık(a.s.) haber vermiş ki: 'Kim cebir ve tefvize uyar ve bu iki inanışta olursa, Hakka aykırı hareket etmiştir.'

Ben (bu açıklamayla), cebre inananın hataya düştüğünü, tefvizi kabul edenin de bâtıla duçâr olduğunu izah ettim. Dolayısıyla doğru olan, ikisinin arasındaki menziledir."  (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Hadi eserinden)